Mert KIRAT

9 Eylül 1980

Mert Kırat’ı 80’li yıllardan bugüne koşarak büyüyen çılgın ve sorunlu çocuklar arasına koyabiliriz. Çünkü Mert’in doğum gününün ilginçliği kadar, doğduktan sonra hastanede geçirdiği günlerde olaylı bir tarihe sahiptir. Kundaktaki küçük Mert, sanki doğumuyla birlikte hem tüm dünyaya hem de onu dünyaya getirenlere bir haber vermektedir.

Aslında Mert’in Rana ile tanışana kadar hayatı normal bir düzeyde ilerliyor gibi görünür. Lakin gerçek bu değildir. Çünkü her şeyden önce Mert’in hayatı, Ranaya kadar daima bir arayış içinde geçmiştir. Bunun dışında oldukça sıra dışı deneyimleri ve sıra dışı fikirleri olan bir genç olarak hayat basamaklarını çıkmıştır. Ta ki Rana ile karşılaştığı güne kadar.

Makaleyi Oku »

Tepelerdeki bulutlar kararmıştı. Tepelerden aşağı doğru yayılan ağaçlar ve yeşilliklerdeki hareketlilik uzaktan dahi belli olabiliyordu. Çatık kaşların altındaki bir çift yorgun göz, onları başka bir tepeden süzüyordu. Sert bir rüzgar esti, yaşlı adamın şapkasını başından alırcasına… aceleyle şapkasını başına bastırdı. Diğer elindeki değneği ile de pelerinin savrulmasını engelledi. Sert bir rüzgar daha esti ve yaşlı adam geri doğru savruldu. Arkasından gelen bir gurup elf’ti ve onları görünce doğruldu. Onlara doğru dönüp tebessümle “buralara sert, bir o kadar da soğuk rüzgarlar ve elf habercileri uğramayalı çok oldu” dedi. Bir rüzgar daha esti ve pelerinini ziyaretçilerine doğru savurdu. Zaptetmekte zorlandı ama gülümseyerek çekiştirdi kendini tekrar tebessüm ederek “hoş geldiniz, umarım iyi haberler getirdiniz..” dedi ve bir eliyle biraz ilerideki taştan yapılmış oturakları işaret ederek “buyurun şuraya kadar yürüyelim” dedi. Gelen 3 habercinden ortadaki “selam sana kudretli Nympathia, size elf şehri asgadan nice haberler getirdik” diyerek onu selamladı ve yürüyüşüne katıldı. Diğer iki haberci onları arkasından izliyordu. Yaşlı adam Nympathia bir kolunu elf habercisinin arkasına doğru uzatarak onunla samimi bir şekilde konuşmaya başladı.

Makaleyi Oku »

Acaba?

Yazan: Faruk KAKŞİ Kategori: Hikayeler Maalesef Yorum Yok »

Acaba oyunların oynanış tarzı insanların kişiliklerini yansıtırmı? bencew ewt =)
—————-

Rüzgar beni alacakaranlığın içine aldı , bana bilmediğim mekanları gösterdi ama neden karanlıktı?. O karanlığa girerken insan heyecanlanıyordu. Bendede öyle bir duygu vardı o anda. Uzunca bir müddet ilerledik rüzgarla. Uçsuz bucaksız sonsuzluğa doğru. Gökyüzü yoktu artık. Artık Britannia sokakları boştu benim için ,hayallerimde gizlediğim odanın anahtarını atmıştım o karanlığa. Bana güven verdiğini sanıyordum alabildiğie kömür vadilerin. Kendimi orda farkedilmeyecek sanıyordum. Her ne kadar insan yanlız kalamasada ben yanlızdım orda. O soğuk boş ıssız tanımadığım mekanlarda kendimi arıyordum. Meğersem ne kötü şeymiş farkedilmemek.

Makaleyi Oku »