Türk Dili Gelişimi Alfabeleri

| 31 Temmuz 2009

Yeryüzünde sayıları 2800 civarında olan yaşayan ve ölü diller vardır.Bu diller kök yakınlığı bakımından gruplara ve dil ailelerine ayrılmaktadır.Dil ailelerinin başlıcaları; Hind-Avrupa,Hami-Sami,Ural-Altay,Çin-Tibet,Bantu dilleridir.

Pek çok değişik görüşe rağmen Türk dili,dünya dilleri arasında Ural-Altay dil ailesinin Altay koluna dahil bir dil olarak gösterilir.Yapı ve kök yakınlığı olarak da Türkçe,tek heceli,sıralayıcı,yoğurucu vb.dil tipleri arasında bitişken (veya eklemeli) diller grubuna girmektedir.

Ural-Altay dil ailesinin artık başlı başına bir aile olarak incelenen Altay kolu,öteki Ural kolu gibi,adını coğrafyadan almaktadır.Bugünkü altın kelimesinin eski şekli olan altun ve Moğolcadaki altan kelimeleri ile kökü bir ve altın dağları demek olan Altay dağlarının adı filolojide,geniş anlamda,akrabalığı söz konusu olan Altay milletlerinin ortak adı;dar anlamda ise,bugün o bölgede oturan Türk boylarına ve şivelerine topluca verilen isimdir.

Ural-Altay dil birliği görüşüne göre bu dil ailesine giren diller şunlardır:
1-Ural dilleri
a)Fin-Ugor
-Fince,Macarca,Estçe vb.
b)Samoyed
2-Altay dilleri
a)Türk b)Moğol c)Mançu-Tunguz d)Kore e)Japon

Altay koluna giren dillerin,tahmini olarak tarihin karanlık devirlerinde ortak bir ana Altay dilinden çıktığı kabul edilir.Yakın zamanlarda Kore ve Japon dilleri de bu grup içerisinde gösterilmeye başlanmıştır.

Önceleri Fin-Tatar,Türk-Tatar,Turani gibi isimlerle de adlandırılmış olan Altay dillerinin,kelime benzerliklerinden başka,ortak nitelikleri başlıca şu dil özelliklerinde görülür:Ses bilgisi bakımından bu dillerde ses uyumu vardır.Şekil bilgisi bakımından kelime yapımı ve çekimi son eklerde olur.Kelimelerde cinsiyet ayrımı yapılmaz.İsim çekiminde yalın hal eksizdir.Genellikle sayı sıfatlarından sonra gelen isimlere,özel durumlar dışında,çokluk eki getirilmez.Cümle bilgisi bakımından söz diziminde belirten unsur,belirtilenden önce gelir ve şekil değiştirmez.Cümle kuruluşunda özne fiilden önce ve genellikle başta,fiil ise sonda bulunur.

Buna karşılık bütün bu özellikleri dil akrabalığı için yeterli görmeyen ve benzeşme,karşılıklı etki yolu ile bu diller arasında bir yakınlık,benzerlik kurulduğunu ileri süren dilciler;ana kültür kelimelerinden çoğunun Altay dillerinde değişik olduğunu belirtmişlerdir.Bu dilleri konuşan milletlerin eski tarihlerinin karanlık oluşu,çok yurt değiştirmiş ve komşu milletlerin dillerinden etkilenmiş bulunuşu,Altay dillerinin karşılaştırmalı gramerinin ortaya konulmasın da güçleştirmiş ve geciktirmiştir.Fakat son yıllarda yapılan ciddi denemeler sonucu birinci ve ikinci şahıs zamirleri karşılaştırılarak Altay dilleri arasındaki benzerlik şöyle belirtilmiştir:
Türkçe:ben,sen Moğolca:bi,çi Tunguzca:bi,şi Mançuca:bi,si

Türk Dilinin Çağları
Türk diline ait en eski yazıtlar Kök-türk zamanına aittir.Henüz elde Kök-türk yazıtlarından daha eskiye ait metin bulunmamakla birlikte,Türk dilinin çok daha eskilere gittiği anlaşılmaktadır.Ancak bu eskilik nereye kadar gitmektedir? Türkçenin oldukça genç bir dil olduğu görüşüne karşı Türk bilginleri,Türkçenin ağır gelişen bir bünyeye sahip bulunuşunu dikkate alarak,Kök-türk yazıtlarındaki gelişmiş dile kıyasla,öyle bir dilin meydana gelebilmesi için en az yazıtlardan bugüne kadarki bir sürenin geçmesi gerektiği fikrindedirler.Yani Türk dilinin meydana geliş tarihi,hiç değilse,yazıtlardan bugüne dek geçen zaman kadar geriye gitmelidir.Tabii elde daha eski metin ve belgeler bulunmadıkça ve Türkçenin karşılaştırmalı grameri ile gelişme seyri tesbit edilmedikçe,bu konuda kesin bir şey söyleyebilmek güçtür.

Türk dilinin tarihi gelişimini yedi çağda inceleyebiliriz.Bunlar:
1-Altay çağı 2-En eski Türkçe çağı 3-İlk Türkçe çağı 4-Eski Türkçe çağı 5-Orta Türkçe çağı 6-Yeni Türkçe çağı 7-Modern Türkçe çağı.

Bu yedi çağın ilk üçü elde metinler olmadığı için tahminidir.Ancak Türk dilini metinle takip edebildiğimiz dördüncü çağı Eski Türkçe’den itibaren daha belirli ölçülerle bir ayırım yapmak ve devirleri belli tarihlerle değil ama yüzyıllarla sınırlandırmak mümkün olur.

1-Altay Çağı:Türk-Moğol dil birliği de denilen bu devir çok eski ve karanlıktır.Türkçenin,Moğolcan ın ve öteki akraba dillerin henüz meydana gelmeden bir ana Altayca içinde bulunduğu tasarlanan bir devirdir.
2-En Eski Türkçe Çağı:Türkçenin ana Altaycadan ayrılarak artık bağımsız bir dil olarak oluşmaya başladığının tahmin edildiği bir devirdir.Tarih söylemenin çok güç olduğu bu çağ,ancak Türkçenin eskiliği hakkındaki görüşlerin kuvvet kazanması ile,daha eski devirlere gidebilir.
3-İlk Türkçe Çağı:Metinle değilse bile,varlığı bilinen Türk boylarının veya Türklüklerinden artık emin olunan bazı kavimlerin dillerini içine alan bir devirdir.Hükümdar ve yer adları,yabancı kaynaklarda geçen kelime ve özel adlarla belirlenen Hun,Bulgar,Avar,Hazar vb.Türk kavimlerinin dillerini yani Türk lehçelerini buraya sokabiliriz.Daha eski çağlarda batıya göç eden bu Türk boylarının dilleri de,bugün için kastedilenden farklı anlamda ‘Batı Türkçesi’ sayılmaktadır.Başka bir deyişle dil bilginleri daha bu devirde Türk dilini ‘Batı’ ve ‘Doğu’ olmak üzere,iki büyük bölüme ayırmaktadırlar.Bunlar arasında l / ş ve r / z ses değişmelerine göre,batıdakine lir-Türkçesi, doğudakine şaz-Türkçesi de denilmiştir.
4-Eski Türkçe:
A.Göçebe medeniyeti-Kök-Türkler
Kök-Türkler hakkında bildiklerimizin çoğunu Çin kaynaklarına borçluyuz.Çinlilerin T’u-küe adını verdikleri Kök-Türkler ilk defa tarih sahnesine Altay dağlarında çıkmışlar ve m.s. 552 yılında Bumin Kağan’ın idaresinde,önceleri bağlı oldukları Avarlara isyan ederek teşkilatlanmışlardır. Bumin’in kardeşi İstemi’nin de bu Türk devletinin kuruluşuna yardım ettiğini yazıtlardan öğreniyoruz.Doğuda Kadırgan dağlarından,Batıda Demir Kapı’ya kadar olan saha yeni devletin sınırları içine alınmıştı.Devletin iki kısmı vardı. Doğu kısmında Bumin Kağan duruyor; batıda ise,On oklar’ın başında İstemi vali olarak bulunuyordu.Merkez Ötüken’di.Bu devlet kısa sürdü,kağanlık ‘Doğu’ ve ‘Batı’ olarak ikiye bölündü.Bir süre sonra,doğuda Kök-türk Kağanlığı tekrar kuruldu.Fakat bu da uzun sürmeyip,630 yılında Çinlilerin ‘dağıtıcı ve yıkıcı’ politikasıyla ortadan kalktı ve halk da Çin’in egemenliğine girdi.Bu olay yazıtlarda şöyle anlatılmaktadır: ‘…Küçük kardeşleri kağan olmuş.Küçük kardeş büyükleri gibi,oğul babası gibi yaratılmadığı için kötü kağanlar tahta geçmiş.Çinlilerin kurnazlığı beylerle halkın arasını açmış ve neticede Türk milletinin ülkesini yıkmıştır.’Bu olaylardan sonra Türkler birçok defa örgütlenmiş,fakat bu örgütlenmeler uzun sürmeyip yıkılmışlardır.
Kök-türk Yazısı:Yenisey ve Orhun yazıtlarının bulunuşu ve Kök-türk alfabesinin 1894 yılında çözülüşünden sonra,dil biliminde bu yazı sistemine ilkin ‘Runik Türk alfabesi’ denilmiştir.Kök-türk yazısının oluşumu hakkında çeşitli görüşler ileri sürülmüştür.Bunların en önemlileri şunlardır:
1.Türkler seferleri sırasında bu yazıyı İskandinav milletlerinden almışlardır.
2.Bu yazı ,Anadolu’daki eski halkların yazısıyla ilgilidir
3.Kök-türk yazısı Arami,Soğut ve Pehlevi yazı sistemlerinden çıkmıştır.
4.Bu yazı eski Tüek damgalarının geliştirlmiş bir şeklidir.
5.Aynı zamanda bir Arami etkisinin varlığı ileri sürülmüştür.
Göçebe ve akıncı Türklerin hayatında silahlar çok önemli bir yer tutar.Bu aletler onun ayrılmaz bir parçasıdır.Yazıda bunlardan bazılarının tek bir işaretle yani doğrudan doğruya aletin resmini yapmakla ifade edildiğini görüyoruz. Örneğin: 1.( ) işareti yazıda vokaller genellikle gösterilmediği için doğrudan doğruya ‘ok’ okunmaktadır.
2.( ) işareti de doğrudan doğruya ‘yay’ anlamına gelmektedir.
3.( ) işareti önce sü okunur, ‘asker’ denmektedir.Aynı kökten geldiği düşünülen süngi,süngü,süngüg kelimeleri de ‘mızrak’ demektir.
4.( ) işareti eb okunur ve ‘ev’ demektir.
Kök-türk alfabesinde dört ünlü,otuz bir basit,üç de bileşik ünsüz olmak üzere,otuz sekiz harf vardır.a-e,ı-i,o-u,ve ö-ü ünlüleri aynı harflerle gösterilir.Türklerin daha sonra kabul ettikleri Uygur,Arap v.b. alfabeler de o-u ve ö-ü seslerini ayırt etmediği için bu,bugün eski metinlerin okunuşunda büyük bir mesele oluşturur.
B.Yerleşik Hayata Geçiş-Uygurlar
Uygurlar 745 yılında Kök-türk hakimiyetine son vererek Ötüken’e hakim oldular.Uygurların bu tarihe denk gelen 150 yıllık bir gelişme devresi vardır.Türk milleti Uygur boyunun idaresinde 9. yüzyılın ortalarına doğru,eski vatanı olan Ötüken’i terkedip,Tarım havzalarındaki vaha şehirlerine yerleşmişlerdir.Bu olayı basit bir yer değiştirme olarak görmeyip,bir milletin dünya görüşünü,yaşayış tarzını değiştirip yeni bir medeniyet çevresine girmesi diye düşünmek gerekir.Bunun neticesi olarak Türkler Tarım şehirlerinde kabul ettikleri çeşitli dinlerle birlikte,Kök-türk alfabesini bırakarak,çeşitli alfabeleri de kullanmaya başlamışlardır.Bunlar arasında en yaygın olanı,Soğut yazısından alınan Uygur alfabesidir.Bu yazı yalnız Uygurlar tarafından değil,öteki Türk boyları tarafından da kullanılmıştır.Uygurlar henüz Öyüken’de iken,yani 840 yılından önce Tarım şehirlerinde,aynı alfabe ile yazılmış kitap parçacıkları bunu açıkça göstermektedir.

Uygur Yazısı:Uygur yazısı başta Budistler olmak üzere,hemen her dilin mensupları tarafından kullanılmıştır.Eski metinlerimizin Arap harflerinden sonra en önemli miktarı Uygur alfabesi ile kaleme alınmış olup,Türklerin İslamiyeti kabulünden sonra da uzun bir süre hatta Osmanlılar tarafından bile kullanılmıştır.Moğollar tarafından da kendi dilleri olan Moğolca için kullanılmış ve kullanılmaktadır.Oldukça eski diyebileceğimiz Türkçe metinlerde Uygur yazısı özenli ve iri harflerle yazılmıştır.Sonraki devirlerde gelişi güzel yazılmaya başlanmış ve kurzif denilen şekli doğmuştur.Uygur yazısı bu şekle girdikten sonraki metinlerde,çıkış yerleri itibariyle birbirine benzeyen seslerin işaretleri karıştırılmış,yani iki harften biri diğerinin yerine kullanılmaya başlanmıştır.Bu karışık durumun Moğol istilasından sonra artık kural haline geldiği görülür. Uygur yazısı aynı zamanda tahta bloklarla basılarak da kullanılmıştır.Uygur yazısı islami eserlerde de kullanılmıştır.Hatta bu yazı yüzyıllar boyunca Arap alfabesi ile birlikte yan yana kullanılmış ve bazı eserler her iki yazı ile bir arada tespit edilmiştir.

Mani dinine mensup olan Türkler,Uygur harfleri yanında bir de Mani alfabesini kullanmışlardır.Bu alfabe Türkçenin bünyesine tam uymamaktadır.
Uygur devresinde Türkler tarafından kullanılan bir başka alfabe de Brahmi alfabesidir.Bu alfabede Hindistan’dan gelen bir yazı şeklidir.Brahmi yazısı Türklerin kullandığı alfabeler içinde en ayrıntılı ve Türkçenin seslerini en iyi ifade edebilecek bir olanağa sahip olduğu halde pek az kullanılmıştır.Bu alfabe ile tespit edilmiş metinlerin dili,diğer Uygur metinlerinin dilinden oldukça farklıdır.Bu farklara göre daha Eski Türkçe devrinde birkaç şivenin veya ağızın meydana gelip,bunların yavaş yavaş genel yazı diline sokulmaya başlandığı düşünülebilir.

Hıristiyan Türkler ise,Arami asıllı Estrangelo yazısını da kullanmışlardır. Gene bu topluluk tarafından bir de Süryani yazısı da kullanılmıştır.Ayrıca Turfan’da Tibet yazısı ile yazılmış kitap parçacıkları ele geçirilmiştir.Uygurlar Tarım havzasından yerleşik hayata geçtikten sonra kabul ettikleri din ile birlikte o dinin kültüründen de etkilenmişlerdir.
Türkler Çin ile öteden beri temasta bulunmalarına rağmen,Çin yazısını hiç kullanmamışlardır.Bunda Çin yazı sisteminin çok farklı olmasının da rolü büyüktür.
Sonuç olarak Türkler 10. yüzyıla kadar pek çok din değiştirmiş,pek çok yerleşim bölgesinde bulunmuş ve değişik kültürlerle sürekli temasa geçmiştir.Bu sebeple Türklerin tarih sahnesine girmelerinden itibaren dillerinde ve kullandıkları alfabelerde birçok değişme ve gelişme yaşanmıştır.

TÜRKLERİN TARİH BOYUNCA KULLANDIĞI ALFABELER

Göktürk (Orhun) alfabesi: Metinleri Orta Asya’daki Orhun Nehri kıyısında bulunduğu için Göktürk veya Orhun ismi ile anılır. Orhun’da yerleşen Türkler tarafından kullanıldığı için de Türük, Türk Alfabesi denir. Türklere mahsustur ve Esik Kurgan yazısına benzer. Hunlar, Göktürkler ve sathi olarak da Asya ve Avrupa’ya yayılan Türk kavimleri, kullanmıştır. Bu alfabede resmin göze hitap ettiği ve ses haline geldiği açıkça görülür. Göktürk alfabesi otuz sekiz harften meydana gelir. Dördü sesli olup, sekiz sesi karşılar, gerisi sessizdir. Ayrıca ok, ko, uk, ku, ük, kü, nç, nd, gibi heceler ayrı harflerle gösterilmiştir. Sesli harfleri, sessizler okutur. Sağdan sola doğru yazılır. Tonyukuk, Kültigin ve Bilge Kağan hatırasına yazılıp, dikilen Orhun Abideleri bu alfabenin şaheser numunesidir. Bunlar ayrıca Türkçe’nin bilinen ilk yazılı metinleridir.

Uygur alfabesi: Göktürklerden sonra Türkistan’da devlet kuran Uygurlardan adını alır. Uygurlar ve Türkistan’daki Türkler kullandı. On sekiz işaretten meydana gelir. Dördü sesli, gerisi sessizdir. Harfler umumiyetle birbirine bitişiktir, çok defa başta, ortada ve sonda olmak üzere üç şekli vardır. Sağdan, sola doğru yazılır. Sekizinci asırdan, on ikinci asra kadar yaygın, on beşinci asra kadar mevzii bir şekilde görülür. Bu yazının kâtiplerine, bakşı, bakşıgeri veya serbahşı adları da verilmiştir.

Arap-İslam alfabesi: Türklerin topluca İslamiyet’i kabulünden, yani 10. asırdan sonra geniş bir sahada bütün Türk-İslam devletleri tarafından kullanıldı. Arap Alfabesi yirmi sekiz harf olmasına rağmen Türklerin kullandığı İslam harfleri otuz bir ile otuz altı harften meydana gelir. Sağdan sola doğru yazılan bu alfabe, bütün Türklüğü kucaklamış ve Türkçe’nin çeşitli lehçelerinde, pekçok kitap, kitabe yazılmıştır. Muazzam ve kesintisiz abidevi eserler bu alfabe ile verildi. Türkiye, İslam alemi ve dünyanın her yerindeki kütüphane ve kitapseverlerin kitaplıklarında İslam harfleriyle yazılmış milyonlarca Türkçe eser mevcuttur. Dünyanın en büyük ve muazzam arşivi, Türk – İslam alfabesiyle yazılan Türkçe evraklarla doludur.

Kiril alfabesi: Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği hudutları içinde yaşayan Türkler tarafından kullanılmaktadır. Kiril Alfabesi, ihtiyari olmayıp, Rus ve komünist emperyalizmin zoraki tatbikidir. Komünist idare, Türklere tek bir alfabe kullandırmayıp, milli birliği bozmak için on sekiz Türk boyuna değişik işaretli alfabe kullandırmıştır. Sunî bir Slav alfabesidir. Otuz sekiz harftir. On biri sesli, gerisi sessizdir. Soldan sağa doğru yazılır. Kullanma alanı, Rusya’daki Türkler içindir.

Latin alfabesi: Bu alfabe, 1925 yılında ilk defa Azeri Türklüğü tarafından kullanılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından sonra; 1928’de Türkiye’de kullanılmaya başlandı. Günümüzde, Türkiye ve Avrupa Türkleri kullanır. Latin asıllı yirmi dokuz harften meydana gelir. Sekizi sesli, gerisi sessizdir.

Türkler; Orhun-Türk, Uygur-Sogd, Arap-İslam, Kiril-Slav ve Latin alfabelerinden başka Sogd, Mani, Brahmi, Süryani, Rum, Slav vs. gibi alfabeleri de kısmen kullanmışlardır…

Etiketler: , , ,

Kategori: Ödevler

Yazar Hakkında ()

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.