Farklılık Birlikteliği

| 31 Temmuz 2009

İnsanlık tarihine baktığımızda modernleşmenin tarihin her döneminde mevcut olduğunu görüyoruz. Ancak bugünkü manada modernleşme Batı Uygarlığının Rönesans, Reform, Aydınlanma, Sanayi inkılâbı, özgürlükler, Teknoloji gibi alanlarda meydana getirdiği birikim olarak tanımlanmaktadır. Modernleşme iddasında olan milletlerde bu birikimden istifade etmektedir. Bu esnada da bu uygarlığın etkisine girmektedir. Batı dışı bir modernizm olur mu sorusu cevaplanması gereken önemli bir sorudur. Ancak bu ayrı bir tartışma konusudur. Benim üzerinde durmak istediğim husus biz bu etkiden ne kadar nasibimizi aldığımız ve modern dünya ya bizim ne gibi katkılarımızın olacağıdır.

20. yüzyılda Batı kültürünün hegomanyası karşısında milli kültürlerin yok olacağı ileri sürülmüştür. Batı’nın iletişim araçları başta olmak üzere bir takım enstrümanlar kullanarak milli kültürleri etkileme politikası oldukça başarılıda oldu. Yemek zevkinden, giyim tarzına kadar birçok alanda bu etkiyi görmekteyiz. Peki, bu kültür bombardımanında bizim durumumuz ne?

Batı dünyası ile ülkemiz arasında ki ilişkiler dünya üzerindeki her ülkeden daha fazladır. Yaklaşık bin yıldır batıyla kültürel, siyasal, ekonomik her alanda karşı karşıya gelmekteyiz. 300 yıllık yenileşme tarihimizde batının eriştiği düzeye ulaşmak sloganı ile birçok sahada yeniliklerde yaptık ve yapıyoruz. Bu süre içerisinde batıyla savaş halide yaşadık. Yani ikisini aynı anda yürüttük. 1919–1922 milli kurtuluş savaşı batı emperyalizmine karşı yapıldı. Ancak biz modernleşme sürecimize devam ettik ve batıdan birçok özellik aldık. Batı ile olan bu ilişkilerimizde kaçınılmaz olarak etkilendik. Zaten bu ilişki etkileşimi zaruri kılmıştır. Çünkü her toplum tarihinin her döneminde bir etkileşim ve değişim içerisindedir. Burada önemli olan etkileşim karşılıklı olması ve etkilendiğin alanlarda topluma sunacağın konuları yoğurarak kendine uygun hale getirmendin.

21. yüzyıl da küreselleşme adı verilen emperyal süreç sadece batı dışı değil bizzat batı milli kültürlerini etkilemektedir. Bu noktada milli kültürün korunması daha da önem arz etmektedir. Buna paralel olarak yapılan araştırmalar göstermiştir ki özellikle 1990 lardan sonra insanlar kendilerini etnik ve kültürel aidiyetlerle tanımlamaktadır. Son yıllarda Avrupa‘da gözlemlenen de kendi aralarında ki farkların korunması olmuştur. Avrupa anayasasına hayır diyen Avrupa toplumlarının üzerinde durdukları bir hususta kendi benliklerini koruma refleksidir. Türkiye’ye karşı ileri sürdükleri en temel tezde Türkiye’nin farklı bir kültür ve medeniyet dairesine ait olduğudur.

Türkiye bulunduğu coğrafyanın tarih boyunca bir etkileşim alan olmasından doğan kültürel bir zenginliğe ve çeşitliğe sahiptir. Bu kültürel çeşitliği bir üst kimlikle ilişkilendirmeliyiz. Bu çeşitliği başkalarının bizim dezavantajımız olarak kullanmalarına izin vermeden zenginlimiz olarak kullanmalıyız. Ülkemizin eğitim sistemide bu zenginliğe vurgu yapmalıdır. Etnik ayrılıkları yok edecek bir yöntem izlemelidir. Toplum olarak güçlü bir kültüre ve birikimli bir tarihi geçmişe sahibiz. Bu bize dünya evresel değerlerine kendi kültürümüzden bir şeyler katma şansı vermektedir. 21. asrın yerelini evrenselleştirmeyi başaran toplumların asrı olacağına inanıyorum. Dilden, sanata, edebiyattan, müziğe her alanda bu yapılmalıdır. Ancak Eurovision yarışmasında biz bu zenginliğimizi kullanamadığımızı gördüm. Oysa birinci olan Yunanistan bizim olan değerleri öne çıkaran bir format hazırlamıştı.

Sonuç olarak bir reklâm sloganı ile bitirecek olursak “farkı fiyatı” biz yerel farklılığımızı koruduğumuz ölçüde, dünya medeniyetine bu yerelimizden katkı yaptığımız ölçüde değerimiz artacaktır.

Yazan: Halit YAYLI

E-Mail: denm@mynet.com

Etiketler: , , , ,

Kategori: Siyasi

Yazar Hakkında ()

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.