Mıknatısın Zıt Kutbu

| 01 Ağustos 2009

Cumhuriyet döneminden beri ana hedefimiz olan batılaşma günümüzde ülkemizde nasıl algılanıyor ve insanlar tarafından ne şekilde anlaşılıyor. Bu sorulara cevap bulabilirsek batılaşma konusunda ne kadar yol katedebileceğimiz muamma olmaktan da çıkacaktır.

İlk önce nedir batı ve ne zaman ortaya çıkmıştır ve gelişimi nasıl olmuştur.? Şu an kendini batılı olarak adlandırılan Avrupa devletleri batılaşmayı antik çağa kadar götürürler. Onlar temellerini Antikçağa ve Yunanlılar’ın sahip olduğu Hellen kültürüne dayandırırlar. Peki Hellen kültürü nasıl ortaya çıkmıştır. Yunanistanda insanlar demokrasi içinde yaşarken ( aslında tiranlıktır) ve tüm Avrupa olarak adlandırılan kara parçası barbarlarla doluyken Yunanistan nasıl dönemi içerisinde ileri bir seviyeye gelmiştir? Bunun cevabı Fenikelilerdir. Yunanlılar alfabelerini Fenikelilerden öğrenmişlerdir. Yani Avrupa olarak adlandırılan uygarlığın temelini Fenikeliler atmıştır. Ama onlar bunu kabul etmiyorlar. Sadece Fenikelilerin Avrupa uygarlığının oluşmasında katkısı olmuştur diyorlar. Ve Hellen uygarlığını kendilerine malediyorlar. Kendilerince öyle yapmak zorundalr. Çünkü herhangi bir soy ve kültür bağları bulunmayan Hellenler onlar için tek çıkar yolu ve bu yüzden temellerini oraya bağlıyorlar. Hellen uygarlığıda sadece Yunanistan’ı kapsamamakla birlikte Batı Anadolu kıyılarını da içine alıyor. Ama bu kabul edilmiyor.

Aslında Avrupa diye bir kıta yoktur. Bu devletlerin bulunduğu gölge Asya kıtasının batı bölümü yani kuyruğudur. Aslında Avrupa kavramı bu yüzden coğrafi bir deyimden ziyade bir kültür terimi olarak kabul edilmelidir. Aynı inançları paylaşan hıristiyan toplumunun farazi bölgesi.. National Geographic’in 2004 yılında bir sayısında verdiği haritada bu yüzden Türkiye Avrupa haritası içine dahil edilmemiş. İşin ilginci Trakya bölümü bile Avrupa dışında tutulmuş. Demekki Avrupalı olmak için gerekli plan en büyük şart kültür ve din birliğiymiş. Öyle anlaşılıyor… İstanbul Avrupa’nın dışındadır diyorlar. Ama İstanbul bir hıristiyan şehri olsaydı muhtemelen Avrupanın başkenti ilan edilirdi onlar tarafından. Bunun temelini de Roma imparatorluğuna kadar indirebiliriz. Birlik ve düzenden yoksun yıkılmaya yaklaşan Batı Roma ve karşısında o yıkıldıktan sonra bin yıl kadar daha devam edecek Doğu Roma İmparatorluğu ve başkenti Konstantinopolis. Vatikan’ın ve Fener Rum Patrikliği’nin yüzyıllardır süregelen çekişmesi de bundandır…

Gelelim ana konumuza: Batılaşma, özgürlük ve ve demokarasinin Türkiye’deki yeri… Avrupa nasıl bu seviyeye gelmiştir, barbarlıktan medeniyete. Onlar ortaçağdan itibaren islami bilgileri incelemiş, barbarlığın bazı kurallarını devam ettirmiş (özgürlük, sömürge, cesaret, gözüpeklik) ve bunlara demokartik düşünceleri ekleyerek bu güne gelmiştir..

Demokrasi ve özgürlük Avrupa’da sokaklarda kazanılmıştır. Savaşarak… İnsanlar bunun için kendilerini öldürmüşlerdir. Fransız İhtilali’nden önceki dönemlerde düşünülürse ki engizisyon gibi insanlar bu kavramların öneminin farkına yaşayarak, ölerek varmışlardır. İşte bu yüzden değerini biliyorlar özgürlük ve demokrasinin. Avrupa Birliğine girme sürecinde ise Türkiye bu kavramları sadece öylesine kabul ediyor gibi gözüküyor. Yani Avrupanın irdelemesiyle bazı şeyler kabul ediliyor ve bunlar yalnız kağıt üzerinde… İşte biz halk olarak bunların farkına ne zaman varırsak o zaman Avrupa diye adlandırılan kültür seviyesine ulaşabiliriz. Açıkçası da bundan gocunmamalıyız diye düşünüyorum. Kendi benliğimizle birlikte demokrasi ve ekonomik özgürlüğün ışığında refah derecesine ulaşan bir toplum. Bunlar yalnızca Avrupa için yapılmamalı. İlk önce kendimiz için yapmalıyız bu atılımları. O zaman belki Avrupaya gerek bile kalmaz ve bir rüyanın peşinde koşmayız..

Yazan: Köksal ÖZASLAN

E-Mail: koksalozaslan@mynet.com

Kategori: Siyasi

Yazar Hakkında ()

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.