1.716 Mektup

| 31 Temmuz 2009

15 Kasım 1942 tarihinde, Birleşik Devletler ordusunun üniformasıyla yanımda duran genç adama “Evet” dedim. Nikâhımızdan tam sekiz ay gibi kısa bir süre sonra II. Dünya Savaşı’na katılmak üzere askere çağrıldı. Bilinmeyen bir süre için, Pasifik’in bilinmeyen bir yerine gidiyordu.

Genç kocam giderken, her gün birbirimize yazacağımıza söz verdik. Birbirimize yazdığımız her mektuba bir sayı verecektik, böylelikle kaybolan bir mektup olursa, bilecektik. Her gün birbirimize yazdığımız için, “Seni seviyorum”dan başka birşeyler bulmanın pek de kolay olmadığını anlamıştık. Fakat her mektupta “Seni seviyorum” sözcükleri muhakkak yer alıyordu.

Orduda diş doktoru olarak çalışan genç kocam savaşın ön saflanndaydı. Fakat, ister Aleut adalarında olsun, ister Oki-nawa’da ya da Filipinler’de, bana yazacak zamanı muhakkak yaratıyordu. Bazen sadece yazmaya değil, bulabildiği malzemelerle bana değişik armağanlar hazırlamaya bile zaman yaratıyordu.

Filipinler’deki savaşta ateşkes zamanlarından birinde, sapının bir tarafına adımı, diğer tarafına da Filipinler 1944 kazıdığı maun ağacından kendi elleriyle bir mektup açacağı yapmıştı. Mektubunda da, gönderdiği mektupları o açacakla daha kolay açabileceğimi yazmıştı. 50 yıldan daha uzun bir süre geçmesine karşın, o mektup açacağı hâlâ masamın üzerinde durur ve onu hâlâ mektuplarımı açmak için kullanırım, her ne kadar şimdiki mektuplarım o yıllardaki kadar önemli olmasa da.

Bazen mektup almadığım günler, hatta haftalar bile oldu. O zamanlar, hiç şüphesiz kocamın sağlığından endişeleniyordum. Birliğindeki askerlerin çoğu ölmüştü. Fakat çok geçmeden mektuplar birikmiş halde yine elime geçiyordu. O zaman ben mektupları tarih sırasına göre düzenledikten sonra okumaya başlıyordum. Fakat, maalesef her mektup Ordu tarafından sansür ediliyor ve karalanmış bölümleri tahmin etmeye çalışıyordum.

Kocam Hawaai’deyken yazdığı mektupların birinde benden ölçülerimi istedi. Adada yaşayan ünlü Çinli terzilere benim için ipek pijama diktirecekmiş. Ona 35-24-36 olarak ölçülerimi (Ah! Ne günlermiş…) gönderdim. Mektup kocamın eline geçmişti, ama ölçülerim sansüre uğramıştı. Sanırım kocama gizli bir şifre gönderdiğimi düşünmüşlerdi. Yine de, pijamalar üstüme tam uydu.

1945 Kasım’ında savaş sona erdi ve kocam eve döndü. Birbirimizi iki yıl dört aydır görmemiştik. Bütün bu süre içinde sadece bir kez telefonda konuşabilmiştik. Fakat birbirimize her gün yazacağımıza dair verdiğimiz sözü tutmuş ve her birimiz 858 mektup yazmıştık – bu da savaş süresince tam 1.716 mektup etmişti. Kocam savaştan döndükten sonra, San Francisco’da çok küçük bir apartman dairesi bulabildik. Bu kutu gibi eve sığmamız çok zordu ve üzülerek bütün mektuplanmızı attık. Savaş sona erdikten sonra bir-iki gün dışında hiç birbirimizden ayrı kalmadık ve bir daha birbirimize yazma şansımız olmadı.

Fakat kocam, evliliğimizin ilk yıllarında bana göstermiş olduğu tüm sevgiyi ve şefkati ömrü boyunca çocuklarımıza ve torunlarımıza gösterdi. Evliliğimizin 53’üncü yılını kutladık. Her ne kadar evliliğimizin ilk yıllarında birbirimize yazdığımız o mektupları koruyamadıysak da, aramızdaki sevgi yüreklerimize kazılı olarak sonsuza dek sürecek.

Yazan:Louise Shimoff

Kitabın Adı:T.S.Ç. Kadınların Yüreğini Isıtacak Öyküler

Kitabın Yazarı:Jack Canfield/ M. victor Hansen/ J. Read Hawthorne/ Marci Schimoff

Yayın Evi:HYB Yayıncılık

Etiketler: , , , , , ,

Kategori: Hayatın İçinden

Yazar Hakkında ()

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.