Öteki Kadın

| 31 Temmuz 2009

21 yıllık evlilikten sonra, eşimle ilişkimde yakınlık ve aşk kıvılcımını canlı tutmanın bir yolunu buldum:

Bir başka kadınla flört etmeye başladım.

Bu, aslında karımın fikriydi. Bir gün bana “Biliyor musun? Sen onu seviyorsun” dedi ve beni çok şaşırttı. “Yaşam çok kısa. Sevdiğin insanlarla birlikte olman gerek.”

“Ama ben seni seviyorum.” diyerek itiraz ettim sözlerine.

“Biliyorum. Ama onu da seviyorsun. Belki bana inanmayacaksın, ama onunla daha çok beraber olursan, bu ikimizi birbirimize daha çok yaklaştıracak.”

Her zaman olduğu gibi Peggy yine haklıydı.

Karımın flört etmem için beni yüreklendirdiği öteki kadın, annemdi.

Annem 71 yaşında ve babamı 19 yıl önce kaybetti. Babamın ölümünden hemen “sonra, annemin yaşadığı şehirden 2.500 mil uzaktaki Kaliforniya’ya taşındım, orada çalışmaya başladım ve evlendim. Beş yıl önce, annemin yaşadığı şehre döndükten sonra, anneme kendisiyle daha çok vakit geçireceğime söz verdim. Fakat, işlerimin yoğunluğu ve üç çocuğumun sorumluluğu, aile toplantıları ve Noel’ler dışında onu görmeme engel oldu.

Bir gün kendisine telefon edip, başbaşa bir yemek yedikten sonra, sinemaya gitmemizi önerince hem şaşırdı, hem de şüphelendi. “Bir şey mi var? Yine taşınıyor musunuz?” dedi. Annem, onu ne zaman geç saatlerde arasanız ya da onu sürpriz bir yemeğe davet etseniz, her zaman altında kötü birşeyler arar.

“Sadece seninle hoşça vakit geçirmek istiyorum.” dedim, “Sadece ikimiz olacağız.”

Bir dakika düşündükten sonra, “Ben de bunu çok isterim.” dedi.

Cuma akşamı işten çıkıp, anneme giderken oldukça heyecanlıydım, ilk kez biriyle çıkıyormuşum gibi heyecanlanıyordum, sanki annem değildi yemeğe götüreceğim.

Neler konuşacaktık? Götürdüğüm restoranı beğenmezse ne yapacaktım? Ya filmi beğenmezse ne yapabilirdim?

Annemin evinin önüne gelince iyice heyecanlanmıştım. Paltosunu giyinmiş, kapının önünde beni bekliyordu. Saçlarını yaptırmıştı. Gülümsüyordu. “Arkadaşlarıma bu gece seninle yemeğe çıkacağımı söyleyince, hepsi çok etkilendi.” dedi ve arabaya bindi. “Bu akşam olanları çok merak edecekler. Yarına kadar nasıl bekleyecekler anlatacaklarımı, bilemiyorum.”

Gittiğimiz çok şık bir restoran değildi, o civarda rahat rahat sohbet edebileceğimiz, sıradan bir restorandı. Restorana girerken koluma girdi – biraz şefkatten, biraz da merdivenleri rahat çıkabilmek için.

Masamıza oturduktan sonra, gözleri artık çok iyi görmediği için menüyü ben okudum ona. Antreleri henüz okumuştum ki, başımı kaldırdım, annemin yüzüne baktım. Dudaklarında tatlı bir gülümsemeyle beni seyrediyordu.

“Sen küçükken de ben okuturdum menüleri” dedi.

O anda kastettiğini anladım. Bir zamanlar bana ilgi gösteren annem, şimdi benim ilgime muhtaçtı, ilişkimiz, döngüsünü tamamlamıştı.

“Bunun tadını çıkarma sırası sende artık, keyfine bak!” dedim.

Yemek boyunca çok güzel sohbet ettik. Öyle çok önemli şeyler değildi konuştuklarımız, sıradan, sadece birbirimizin yaşamları hakkında ufak tefek şeylerdi. O kadar dalmışız ki, film saatini kaçırmışız. Annemi evine bırakırken bana, “Yine çıkalım, ama bir daha sefere ben ısmarlayacağım yemeği” dedi. Kabul ettim.

Eve gidince karım, “Yemeğiniz nasıl geçti?” dedi. “Çok iyiydi… Beklediğimden çok daha iyiydi” dedim. Bana, “Ben sana dememiş miydim?” der gibi gülümsedi.

O geceden beri annemle düzenli olarak yemeğe çıkıyoruz. Bunu her hafta yapamasak da, ayda en azından birkaç kez çıkıyoruz. Yemek yiyor, bazen de yemekten sonra sinemaya gidiyoruz. Ama genellikle konuşmayı yeğliyoruz. Ona işimden söz ediyorum. Eşimden, çocuklarımdan söz ediyorum. O da bana aile dedikodularını anlatıyor.

Bana geçmişten de söz ediyor. Artık, II. Dünya Savaşı sırasında annem için bir fabrikada çalışmanın nasıl bir şey olduğunu biliyorum. Babamla o fabrikada nasıl tanıştıklarını. Bu öyküleri dinledikçe, onların benim için ne kadar değerli olduklarını anladım. Onlar benim tarihçem. Onları daha yakından tanımam gerek.

Ancak, sadece eski günlerden değil, gelecekten de söz ediyoruz. Sağlık sorunları nedeniyle, annemin gelecekle ilgili kaygıları var. Bir gece bana, “Daha uzun yıllar yaşamam gerek” dedi, “Torunlarım büyüdüklerinde yanlarında olmak istiyorum. Hiçbir şey kaçırmak istemiyorum.”

Pek çok arkadaşım gibi, ben de kendimi yaşamın koşuşturmacasına kaptırmış, kariyerimde bir yerlere gelebilmek için çabalarken, ailemi ve ilişkilerimi de bu tempoda bir yerlere sıkıştırıyor ve sık sık zamanın nasıl çabuk geçtiğinden yakınıyordum. Annemle geçirdiğim saatler bana, bu tempoyu düşürmenin ne denli önemli olduğunu öğretti. Artık milyonlarca kez işittiğim sözün anlamını biliyorum: Nitelikli zaman.

Peggy haklıymış. Bir başka kadınla flört etmek, evliliğimi gü-zelleştirdi. Ben daha iyi bir eş ve baba ve umarım daha iyi bir evlât oldum.

Teşekkürler, anneciğim. Seni seviyorum.

Yazan:David Farrell

Kitabın Adı:T.S.Ç. Kadınların Yüreğini Isıtacak Öyküler

Kitabın Yazarı:Jack Canfield/ M. victor Hansen/ J. Read Hawthorne/ Marci Schimoff

Yayın Evi:HYB Yayıncılık

Etiketler: , , , , , ,

Kategori: Hayatın İçinden

Yazar Hakkında ()

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.